Makaleler
Süperegonun Şehveti: İnsan Neden Acıdan Haz Alır ve Kendisini Sabote Eder?
Süperegonun Şehveti: İnsan Neden Acıdan Haz Alır ve Kendisini Sabote Eder?
İnsanın sürekli olarak mutluluğun ve huzurun peşinden gittiğini düşünürüz. Oysa insan, trajik ve istikrarlı bir biçimde acının ve hazsızlığın da peşinden sürüklenir.
Bunu; içten içe tüketse de bir türlü bırakamadığı döngülerde, tam tatmine ulaşacağı anda beliren olumsuz duygularda, kronik mutsuzluğuna ve hastalıklarına duyduğu sadakatte, ağız tadıyla yaşayamadığı hayatında görebiliriz. İnsan, hayatı kendisine zindan ettiği bu anlarda görünürde acı çekiyor olsa da, aslında iç dünyasında gizli bir tatmin yaşıyordur. Peki, acıdan duyulan bu talihsiz tatmin nereden gelir?
Acı Neden En Güvenli Sığınağımızdır?
Mutluluk kontrol edilemezdir; sürprizlerle doludur, hayata güvenmeyi, sevebilmeyi, umut edebilmeyi ve neşeyi göğüsleme cesaretini ister insandan. İnsanın kendi ıstırabına duyduğu o gizli iştah, bu cesaretten kaçıp, sınırlarını ezbere bildiği acının tanıdık bir karanlığında güvende kalmanın çabasıdır.
Ruhsallığımızda iki temel gücün hakimiyeti vardır: Yaşam (Eros) ve Ölüm (Thanatos) dürtüleri.
Yaşam dürtüsü (Eros) canlılıktır; bizi ötekine bağlayan, birleştiren, yaratıcı kılan enerjinin kaynağıdır. Aşk, yaratıcılık ve bağ kurma arzusu Eros’un eseridir; kaostan ve acıdan bir anlam yaratmaya, yaşamak için bir neden bulmaya çabalar.
Buna karşılık ölüm dürtüsü (Thanatos), insanı yaşamın başlangıcı olan o sessiz, gerilimsiz ve mutlak durgunluk haline geri döndürmek isteyen yıkıcı bir enerjidir. Freud, insan organizmasının sürekli olarak gerilimsiz olana doğru yönelme eğiliminde olduğundan söz eder; ölüm dürtüsü ise tam da bu gerilimi ortadan kaldırmayı amaçlar. Haz almaya da yöneltir, çünkü haz almak aslında mutluluk değil, gerilimin sıfırlandığı o noktadır.
Öte yandan ölüm dürtüsü, yaşam dürtüsüyle harmanlandığında hayatta kalmamız için elzem bir işbirliği yaparlar. İnsanın sınırlarını koruması, tehlikelere karşı kendisini savunması, engelleri aşıp dünyada kendisine yer açması için Thanatos’un agresyonuna ihtiyaç duyarız.
Öz-Sabotajın Kökeni: Serbest Kalan Yıkıcılık
Ancak bu dürtü, yaşamın hizmetinden çıkıp serbest kaldığında her şeyi zehirlemeye başlar. İnsan bu yıkıcılığı hem dışarıya yansıtır—ilişkisel bağlarına zarar verir, yaratıcılığa saldırır, iyi olan şeyleri bozar—hem de kendisine yöneltir: Öğrenme süreçlerini ketler, gelişimini engeller, yeniliklere kapılarını kapatır ve dış dünyanın yorucu canlılığından kaçmayı arzular.
İşte serbest kalan bu ölüm dürtüsü, ruhsal yapılanmamızdaki Üstbenliğimiz (süperego) ile işbirliği yaptığında insan acıdan haz almaya başlar.
Süperegonun Şehveti ve Ahlaki Mazoşizm. İnsan neden acıdan haz alır
Üstbenlik, en genel tanımla insanın iyi, doğru ve ahlaklı biri olması için çabalayan vicdanıdır. Ancak ölüm dürtüsünün yıkıcı enerjisi kişinin kendisine yöneldiğinde, üstbenlik doymak bilmez bir tirana, saldırgana dönüşür. Vicdanın sesi kısılır; yerini sürekli imkânsızı ve mükemmeli bekleyen, en ufak eksikliği bile affetmeyen acımasız bir yargıç alır.
Üstbenliğin buyurganlığı öylesine şiddetlenir ki, kişiyi kendi gözünde sürekli borçlu ve suçlu hissettirir. Onu sürekli yaşamaktan feragat etmeye zorlar; doyumdan, keyiflerden, sevmekten, başarmaktan… özetle canlılığa dair birçok şeyden.
Kişi kendisini amansızca eleştirdiği, mükemmeliyetçilik adı altında ruhunu tükettiği, dinlenmeyi ya da sadece var olmayı kendisine hak görmediği, kendisinden feragat edip sürekli öteki için bedel ödediği o öz-sabotaj anlarında acı çekiyor gibi görünse de aynı zamanda tatmin yaşıyordur. Bu tatmin, üstbenliğin kendi diktatörlüğünü tatmin etmesidir. Lacan’a göre üstbenlik de “Haz al!” diye buyurur insana; ancak kendi buyurganlığına, kendi cezalarına uymanın hazzından söz ediyordur.
Süperegonun şehveti tam da buradadır; “Benim emirlerime uy, ben de senden tatmin olayım” diyerek kişiyle karanlık ve baştan çıkarıcı bir ilişki kurar. Bu baştan çıkarıcı çağrıya uyan kişi; kendisini her feda ettiğinde, hazdan feragat ettiğinde ve acı çektiğinde… Kısacası tüm bu mazoşist eğilimlerin içinde kendisini üstün, erdemli ve herkesten ahlaklı olduğu yanılsamasına kaptırarak büyük bir gurur yaşar.
Kendi Kendinin Tiranlığından Kurtulmak Mümkün mü?
Bu gizli anlaşma sürdüğü müddetçe insanın iyileşmesi, başarması, ilişkilerini sürdürmesi, yaşamdan keyif alması ve kendi mağduriyetinden arınması da neredeyse imkânsızdır. İnsanın iyileşmesi için acı çekmek yerine yaşamayı seçme cesaretini gösterebilmesi gerekir.
Peki, insanın kendi kendisinin tiranlığından kurtulması mümkün müdür?
İnsan acının güvenli, sınırlarını ezbere bildiği sığınağından çıkmaya cesaret ettiğinde, yaşamanın getirdiği belirsizliğin gerilimine dayanabildiğinde ve kusurları, eksiklikleri, kırılganlıklarıyla—yani en sıradan ama “gerçek” haliyle—var olmaya izin verebildiğinde bu mümkün olabilir. Yaşam dürtüsüyle yeniden işbirliği yapıp, ölüm dürtüsünün yıkıcı gücünü yaşamın hizmetine sunabildiğinde hayat neşesini yeniden kazanır.
Psikoterapi, Yaşam Dürtüsünü Yeniden Uyandırmak
Ancak bunu çoğunlukla tek başına yapamaz.
Psikoterapi; ruhsallığa yepyeni bir yaşam enerjisi (libido) yatırımı yaparak, insanın içindeki iki kadim gücü (Eros ve Thanatos’u) birbirinin düşmanı konumundan çıkarıp, birlikte yaratıcılığa doğru işbirliği yapmalarına imkân tanıyacak ilişkisel bir alandır. Ölüm dürtüsünün yıkıcı gücünü inkâr etmek yerine, ona da bu güvenli ilişkisel alanda yer açarak yaşam dürtüsüyle harmanlar; artık canlılığa, yaşamaya saldırmak için değil, hayatta cesaretle var olmanın, arzulamanın, sevebilmenin ve çalışabilmenin hizmetine sunabilmesini sağlar.
İşte bu yüzden ölüm dürtüsü korkunun, yaşam dürtüsü cesaretin eseridir.
Klinik Psikolog Efşan Yalçın
Kaynaklar / İleri Okuma Önerileri:
-
Freud, S. (2001). Haz İlkesinin Ötesinde / Ben ve İd. Metis Yayınları. Yazının temelini oluşturan Eros, Thanatos, Nirvana ilkesi ve gerilimin sıfırlanması kavramları ile Süperegonun saf ölüm dürtüsü kültürü haline gelmesinin anlatıldığı temel başvuru metni.
-
Lacan, J. (1998). Seminer XX: Encore (Yine / Hala) 1972-1973. Süperegonun sadece yasaklayan değil, “Haz al!” -Jouis!- diye buyuran, kişiyi mazoşistik bir döngüye ve karanlık bir tatmine zorlayan yüzünün anlatıldığı temel kaynak.
-
Freud, S. (1924). Mazoşizmin Ekonomik Sorunu (The Economic Problem of Masochism). (İnsanın kendi acısından neden haz aldığı, ahlaki mazoşizm ve süperegonun bu cezalandırıcı döngüdeki rolünü teorize eden o sarsıcı metapsikolojik makale.)