Makaleler
Utanç Duygusu Nedir, Nasıl Baş Edilir ? 1
Utanç duygusu nedir?
Utancın Kökenleri ve Utanca Şükran
Utanç duygusu nedir? Utanç, “yer yarılsa da içine girsem” dedirten, gözlerden kaybolma ihtiyacı yaşatan, insan varoluşunun en ızdırap verici duygularından biridir.
Bu yazı, utancın kökenlerine inerek onunla yeniden tanışmayı vaat ediyor. Utancı daha iyi anlayabilmek için önce onu suçluluk duygusundan ayırmamız gerekir. Bu iki duygu birbirine çok karışır; utanç duyulduğu anda büyük bir suç işlemiş hissine kapılmak mümkündür. Ancak buradaki suçluluk, kişinin kendisine karşı işlediği bir suçun; yani “Ben İdeali”ne karşı işlenen bir suçun sonucudur.
Suçluluk duygusu esasında bir sınır ihlal edildiğinde; bir yasa aşıldığında veya bir şey olması gerektiği gibi yapılmadığında, yani kişinin süperegosuna uymayacak bir eylemde bulunduğunda hissedilir. Oysa utanç, bir amaca ulaşılamadığında yaşanır.
Suçluluk ölçülebilir bir zararla ilgilidir (kanunlarda olduğu gibi) ve bu nedenle bağışlanabilir, telafi edilebilirdir. Utançta ise kimliği paramparça eden, ötekilerle ilişkileri acı verici ve tehditkâr hâle getiren içsel bir mahkûmiyet vardır. Bu mahkûmiyetten kaçmak da, bağışlanmak da mümkün değildir; telafisi yoktur. Bu sebeple kişi utandığında çaresiz hisseder, yok olmak ister. Özetle; suçluluk yanlış bir şey yapmakla, utanç ise istenen iyi bir şeyi, kişinin kendisinden beklediğini yapamamakla ilişkilidir.
Görülme Paradoksu Olarak Utanç, Hem Bakılmak Hem Saklanmak
Utanç, saklanmak ile görülmeyi istemek arasındaki çatışmadır. Utancın dinamiğinde, insanı hareketsiz kılan trajik bir paradoks yatar: İnsan hem görülmeye muhtaçtır hem de görülmekten delicesine korkabilir.
Var olduğunu hissetmek için başkalarının bakışına ve onayına duyduğu ihtiyaçla, görülmek üzere sahneye çıkmak ister. Ancak utanç devreye girdiğinde, bu hayati bakış bir anda büyük bir tehdide dönüşür. Çünkü ona bakan her göz, aynı zamanda ‘kusurlu’ ve ‘yetersiz’ bulduğu taraflarını da ifşa edebilecek acımasız bir projektördür. Kişinin utancı ne kadar fazlaysa, ötekilerin kendisine bakmasıyla ilgili deneyimlerine bağımlılığı da o kadar artar.
İnsanı kilitleyen çatışma işte budur: Sahne ışıklarının altına çıkıp alkışlanmayı arzular, ama ışıklar yandığı an maskesinin düşeceğinden korkup karanlığa saklanmak ister. En çok arzuladığı şeye (görülmeye), en çok korktuğu şey olduğu için ulaşamaz. İnsan bu yaraya, ne saklanarak ne de görünerek; ancak nasıl göründüğünü kontrol edebileceği bir sahne yaratarak çare bulmaya çalışır. Bu sebeple utançtan kurtulmak için “herkes gibi olmaya” çalışabilir ancak bu işe yarar bir yol değildir. Utançtan kurtulmanın asıl yolu, özerkliğin kazanılabilmesi ve kimlik bütünlüğünün gelişmesidir. Narsisizm’i de bu bağlamda ele alabiliriz, narsisizmde utanç duygusu belirleyici bir rol oynar. Narsisizmle ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz.
Utanç duygusu nedir ? Utanç, Benzerlerimizin Yanında Hissettiğimiz Bir Duygudur
Öte yandan utancı herkesin yanında deneyimlemeyiz; çoğunlukla benzerlerimizin (akranlarımızın/eşdeğerlerimizin) varlığında hissettiğimiz bir duygudur. Bizi kimsenin tanımadığı bir yere gidip yaşama arzusu, kişinin gözden kaybolma ama aynı zamanda da “gözden kaybolmama” arayışıdır.
Kişi, Ben idealine yaklaşmak için için ötekine (seyirciye/aynaya) ihtiyaç duyar. Ancak onun “ideal”indeki ötekine… Hedeflediği konumda olan, aynı yere doğru ilerlediği kişiler tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyar. (Ben ideali ile igili yazıma bağlantıdan ulaşabilirsiniz).
Benzerlerinden narsistik bir onay alma arzusu, özneyi kendini onların önünde teşhir etmeye (göstermeye) götürür. Alkışlandığı an, kısa süreliğine de olsa “Ben İdeali” ile bütünleşmiş hisseder. “Bakın ben ne kadar harikayım” diye sahneye çıkar ama maske düşünce izleyici sanki onun yetersizliğini görmüş gibi olur. Utanç, işte bu “büyünün bozulması” anıdır.
Yüzünü Yitirmek: Bir “Kısa Devre” Hikayesi
Janine Chasseguet-Smirgel, bu trajedinin perde arkasını ‘Ben İdeali’ kavramıyla aydınlatır. Ona göre, başkalarının bakışını bir ‘ayna’ olarak kullanmamızın sebebi, sadece beğenilmek değil; kafamızdaki o muhteşem ideal halimizle bir anlığına da olsa bütünleşme arzusudur.
Biz o sahneye, yıllarca sürecek zahmetli bir olgunlaşma sürecini atlayıp, bir ‘kısa devre’ ile aniden kusursuz olduğumuzu kanıtlamak için çıktığımızda, bir gerçeklik değil bir illüzyon yaratırız. Alkışlandığımız sürece illüzyonu sürdürebiliriz ancak beklediğimiz onay gelmediğinde ya da en ufak bir kusurumuz fark edildiğinde, sadece basit bir hata yapmış olmayız, tüm büyümüz bozulur.
Utancı tanımlarken sıklıkla kullanılan ‘Yüzünü yitirmek’ söylemi de bunu tarif eder. Maske düşer ve altındaki o kırılgan, yetersiz hisseden ‘çıplak’ halimiz savunmasızca ortaya çıkar. Aslında kişinin ben idealine ulaşması, bu “mış gibi” yapılan deneyimlerle, yaratılan illüzyonlarla değil; gerçek deneyimlerle mümkündür. Kişi olmadan önce olmaya doğru tekrar tekrar dener. Ben idealine ulaştığında ise artık maskenin ardına gizlenmez; maske, yüzün kendisi olmuştur. Bu sebeple utancın çözümü herkes gibi olmaya çalışarak bunun ardına saklanmak değil, zamanla ötekilerin ayna işlevinden ayrışıp kendi kimlik bütünlüğünü sağlayabilmesidir.
Utanç duygusu nedir ? nasıl baş edilir ? Utançla Baş Etmenin Kalıcı Tek Çözümü, Özerklik ve Ayrışmadır
Utancın ızdırabından kurtulmak; daha fazla saklanarak, kalabalığa uyum sağlayıp “mış gibi” yaparak ya da mükemmel olmaya çalışarak mümkün olmayacaktır. Çözüm ancak saklanmaya duyulan ihtiyacı onarmakla mümkündür.
İyileşme, başkalarının bakışına duyulan o çocuksu muhtaçlıktan ayrışıp kendi kimlik bütünlüğünü kazanmakla başlar. Kişi, zihnindeki Ben İdeali’ne ne kadar yakınlaşabilirse ve o ideali bir hayal olmaktan çıkarıp kendi gerçeği haline getirebilirse, yaşayacağı utanç duygusu da o kadar azalacaktır. (Örneğin kimlik duygusunun henüz yeterince gelişmediği ergenlik döneminde utanç duygusunun çok daha yoğun deneyimlenmesi bundandır.)
Ancak utanç hiçbir zaman hayatımızdan tamamen silinip atılamaz. İnsan varoluşu gereği eksiktir; bu yüzden suçluluk ve utanç duyguları bizi bir gölge gibi ömrümüz boyunca takip eder. Ancak bu takip, bizi avlamak isteyen bir düşmanın takibi gibi değil; toplumsal yaşamın içinde insan olarak kalmamızı sağlayan bir rehberin takibi gibidir.
Sonuç Utanca Şükran
Genellikle utancı, sırtımızda taşıdığımız bir kambur gibi görür ve ondan kurtulmak isteriz. Ancak her duygu gibi utanç da insan için hayati duygulardan biridir.
Benjamin Kilborne, bizi ‘İnsanileştirici Utanç’ ve ‘Zehirli Utanç’ kavramları ile tanıştırır:
-
Zehirli Utanç: Kişiyi içine kapatır, felç eder ve “ben değersizim, kimse beni görmemeli” dedirtir.
-
İnsanileştirici Utanç: Kişinin “sınırlarını” kabul etmesini sağlar. “Ben tanrı değilim, eksiğim ve insanım” dedirtir.
Eğer hiç utanmasaydık, sınırlarımızı asla bilmez, kendimizi dünyanın merkezi sanan narsisistik bir rüyada yaşardık. Utanç, o keskin acısıyla bizi bu rüyadan uyandırır ve bize eksikliğimizi fısıldar. Eksik olduğumuzu ve tam da bu yüzden bir başkasına muhtaç olduğumuzu hatırlatır. Bu da bizi ilişki kurmaya yöneltir. Utanç, narsisizmin o soğuk ve izole kulesinden inip, diğer insanların sıcaklığına sığınmamızı sağlar.
Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır” sözünün aksine; sağlıklı bir utanç duygusu, başkalarını cehennem olmaktan çıkarır ve onları ‘ihtiyaç duyulan dostlara’ dönüştürür.
Kaynak:
Benjamin Kilborne, Utanç ve Haset
Janine Chasseguet- Smirge, Ben İdeali