Makaleler
İnsan İstismara Uğradığını Neden Anlayamaz ?
İnsan İstismara Uğradığını Neden Anlayamaz ?
İnsan İstismara Uğradığını Neden Anlayamaz ? İnsan bazı durumlarda uğradığı saygısızlıkların, sınır ihlallerin farkına varamaz. Veya ayırt edemez. Bir rahatsızlık duyar, şaşırır, şok olur ancak bunu anlamlandıramaz ve bunun için bir şey yapamaz. Hatta bu bazen öyle bir hal alır ki rahatsız olduğu için problemin kendisinde olduğunu zanneder, o yanlış anlamıştır.
Peki bu neden böyle olur ?
Bu soruya Psikanalist Sandor Ferenczi güçlü bir yanıt verir (Confusion of Tongues Between Adults and the Child—The Language of Tenderness and of Passion, 1988).
Ona göre insanlar baskı, şiddet, istismar gibi durumları fark edebilir ve “bana bunu yapamazsın canım çok acıyor” gibi bir tepki verebilir. Ancak bazıları için bu tepki büyük bir kaygı tarafından felç edilmiştir. Bu kaygı yetişkin ve çocuğun dillerinin karışması ve yetişkin otoritesinin çocukta yarattığı korkunun sonucudur.
“ Yetişkinin dili ile çocuğun dilinin karışması
Çocuğun dünyasının dili ile yetişkin dünyasının dili birbirinden farklıdır. Çocuğun dünyası “şefkatin diliyle” örülüdür, onun dünyasında oyun, incelik, yakınlık vardır. Yetişkinin dünyası ise “tutkunun” diliyle örülürüdür, haz, şiddet, cinsel arzu vardır.
Yetişkinin çocuğa uyguladığı şiddet ve istismar, yetişkinin çocuğun dilinden kopup, kendi dilini ona dayatmasıdır. Bu da çocuğun dili ile yetişkinin dillerini karışmasına sebep olur.
Yetişkin, çocukla onun anlayacağı dilden değil kendi anlayacağı dilden konuştuğunda kafa karışıklığı yaratır. Sevgi ve Şefkat dili ile örülü dünyasında çocuk, yetişkinin bir anda girdiği şiddet ve istismar dili karşısında dehşete kapılır.
Henüz yetişkin dünyasını tanımayan çocuk bunu kendi kategorileriyle anlamlandırmaya çalışır ve istismarın doğasını daha baştan yanlış okur. Çocuğun zihinsel ve duygusal kapasitesi büyük bir çarpıtılmaya uğrar; şiddetin ve istismarın sevgiden geldiğini zanneder.
Saldırganla özdeşleşme
Bunun bir başka sonucu ise çocuğun saldırganla özdeşleşmesidir. Saldırganla özdeşleşme anlamlandırılamamış travmatik yaşantılar karşısında gelişen bir savunma mekanizmasıdır.
Çocuk henüz yetişkin dilini tanımadığı için onun niyetini ayırt edemez ve kim saldırgan kim kurban bilemez. Bu özdeşleşme ile saldırgan artık dışarıda değil, çocuğun içerisindedir. Çocuk saldırganın suçluluğunu da kendi içine alarak kendisini suçlu hisseder. Böylece uğradığı saldırıyı “yalnış olan benim, benim yüzümden” olarak yorumlar.
Neden tepki verilemez ?
Ferenczi’ye göre bazı kişiler tepki veremez çünkü Alloplastik kapasite kazanılamamıştır.
Alloplastik tepki, ona yapılanı ayırt edebilme ve çevreyi değiştirme becerisidir. Bu yepki de Kişi dış dünyayı protesto edebilir.
Bunun yerine Autoplastik tepki verilir. Autoplastik tepki, dış dünyanın değil kişinin kendisini değiştirmesi gerektiğine yönelik çarpıtılmış bir inançtır. Kişi kendi içinde değişmek zorunda kalır ya da bir tür taklit yoluyla “sorun sende değil” tepkisini verir. Suçu ve utancı üstlenir.
Travmada üçüncünün önemi
Kimi çocuğun uğradığı şiddeti ve tacizi başka bir yetişkin görmesi ve çocuğu koruması, çocuğu bu karmaşadan kurtarabilir. Bu ebeveynlerden biri olabilir, geniş aileden biri ya da öğretmen olabilir. Bir başka yetişkinden gelecek Şefkati ve korumayı hissederek çocuk kendi dilini yeniden kurabilir, yeniden çocukluğuna dönebilir. Ancak bu olmadığında çocuk travmasıyla baş başa kalır ve buna karşı savunmalar geliştirir(saldırganla özdeşleşme, suçu ve utancı kendine döndürme gibi).
Çocuk büyüyüp dış dünya ile tanışması ile birlikte yetişkinlerin ona ne yaptığını daha iyi ayırt edebilirse, kendisine ait olmayan suçluluğuna dair bir özgürleşme yaşayabilir.
İstismarcıların ifşalanması da, istismara uğrayan kişiyi özgürleştirmek için önemli bir dayanışma halidir. Herhangi bir çocuk veya bir yetişkin neye uğradığını ayırt edemiyorsa umulur ki dışarıdan bir üçüncü bunun adını koyar ve dillerin karmaşası çözülür. Böylece istismarcıyla özdeşleşmek yerine onu protesto edebilir hale gelir. Ve gelecekte karşılacağı istismarları da ayırt edebilir ve hayır diyebilecek gücü kendisinde bulabilir.
“Sevilen nesneye yönelen suçluluk duyguları, hem sevgi hem de nefreti içeren ambivalans duygulanımı doğurur.
Oysa çocukluk dönemine özgü şefkatte henüz böyle bir bölünme yoktur.
Bir yetişkin tarafından sevilen çocuk, bu sevgi içinde ani ve travmatik bir şekilde ortaya çıkan nefretle karşılaştığında, neye uğradığını şaşırır ve korkar; kendiliğinden ve masumca oynayan bir varlıkken, aniden kendini silen, kaygılı bir şekilde yetişkini taklit
eden, suçlu bir sevgi otomatına dönüşür.”
-Sandor Ferenczi
![]()