Makaleler
İdealizasyonun günlük yansımaları; neden idealize ederiz ? 2
İdealizasyonun günlük yansımaları; Neden idealize ederiz ?
Bu yazı neden idealize ederiz sorusuna yanıt ararken bunu eksiklik duygusu, depresif konum ve bağımlılıklar üzerinden ele alacaktır.
İnsan ruhsallığının en güçlü ihtiyaçlarından biri, kendisinden daha büyük olan bir şeye tutunmaktır. Bu bazen bir kişidir, bazen bir fikir, bazen bir otorite figürü.. bazen de bir eşya, bir marka, bir ritüel. Yani ‘şeyleri’ idealize ederek güvende hissetme arayışıdır. İdealize etmek, ilişkisel bir güvenlik ihtiyacıdır.
Neden idealize ederiz?
İdealizasyonun kökünde çok basit ama çok derin bir ihtiyaç yatar: Kendimizi güvende hissetmek.
Bebek, bakım verenini idealize ederek hayatta kalır; annenin eksik, kalacağı hâllerini tolere edebilmek için onu zihninde büyütür, mükemmelleştirir. Ruhsallığı kaldırabileceği zamana kadar bu böyle sürer, ancak zamanla anne hem iyi hem köyü bi figür olmaya başlar. Melanie Klein buna depresif konum der. Yaşamın, annenin, sevdiğimizin o kadar da mükemmel olmadığını kavrama hali, eksikliği kabul etme hali depresif konumdur.
Depresif konuma geçmek mümkün olmayınca eksikle ilişkilenmek mümkün olmaz ve tekrarlayan idealizasyon döngülerine girilir. Yetişkinlikte ise artık bir anne değildir tutunduğumuz; bazen partner, bazen işimiz, bazen terapistimiz, bazen de tükettiklerimizdir.
İç dünyada yeterince sağlam bir özne hissi gelişmezse idealizasyon bir ihtiyaç olmaktan çıkar, bir bağımlılığa dönüşür. Kişi eksikliğini dışsal nesnelerle tamamlamaya çalışır.
Bunun en görünür örnekleri:
- Alışveriş bağımlılığı
- Yemek bağımlılığı
- Sosyal medya bağımlılığı
- Romantik ilişkilerde aşırı bağlanma
- Mükemmelleştirilmiş ideallere tutunma
Bağımlılığın özü, “şu şeyi alırsam, yersem, elde edersem içimdeki boşluk dolacak” yanılsamasıdır. Kişi aslında nesneyi değil, nesnenin vaat ettiği ideali tüketir.
Alışveriş bağımlılığı ve idealizasyon
Kişi satın aldığı şeyle kendini “tamamlanmış” hissetmek ister.
O çantanın, o elbisenin, o telefonun vaat ettiği imaj, güç, değer… Bunların hepsi idealleştirilmiş benlik parçalarıdır.
Kişi aslında nesneye değil, kendisinin kusursuz bir versiyonuna para öder.
Bu nedenle satın almanın verdiği haz geçer; çünkü ideal hiçbir zaman uzun süre taşınamaz. Bir süre sonra yeniden alışveriş yapma isteği belirir: İdeal çökünce, yeniden ideal yaratılır.
Yemek bağımlılığı ve idealizasyon
Bu durumda yemek, bedenin değil ruhun açlığını doyurmak için kullanılır.
Yemek, bir “iyileştirici nesne” gibi idealize edilir. Kişi şöyle hisseder:
“Bu yemek beni sakinleştirecek, boşluk duygumu alacak, beni toparlayacak.”
Tıpkı erken dönemde annenin sütüne yüklenen o büyülü anlam gibi…
Yemek bazen anne olur, bazen teselli, bazen güç, bazen de cezalandırıcı bir nesne.
İdealizasyonun çözülmesi: Gerçek nesneyle karşılaşabilme kapasitesi
Psikanalitik kurama göre psikolojik olgunluk idealize etmeyi bırakmakla değil, idealizasyonu çözüp daha gerçek bir ilişki kurabilmekle ölçülür.
Bu ne demek?
- Bir partnerin hem iyi hem kötü yanlarıyla var olmasına izin vermek.
- Bir başarı elde ettiğinde kendini tanrılaştırmamak, başarısız olduğunda da bütünüyle değersizleştirmemek.
- Satın alınan nesnelerin kimlik inşa etmediğini fark edebilmek.
- Yemeği duyguların düzenleyicisi olarak kullanmamayı öğrenmek.
- Kendini eksik, kırılgan ve zaman zaman boş hissedebileceğini kabul etmek.
Gerçek nesneyle ilişki kurmak, “mükemmel olanı arama” fikrini terk etmeyi gerektirir.
Ama asıl dönüşüm artık bir şeyi büyütmeye ihtiyaç duymadığında başlayabilir.
Boşluk duygusu neden bu kadar güçlü?
Çünkü insan ruhsallığı hiçbir zaman bütünüyle dolu değildir.
Eksiklik, insanın yapısal bir parçasıdır. Bu eksiklik kabul edilmediğinde kişi sürekli bir “kurtarıcı nesne” arar. Kimi ilişkiye sarılır, kimi kariyerine, kimi dine, kimi güzellik idealine, kimi paraya, kimi tükettiklerine…
Eksiklikle temas edebilen kişi için boşluk dayanılabilirdir. Boşluk, yaratıcılığın, düşüncenin ve gerçek ilişkilerin alanıdır.
İdealize etmeye ihtiyaç duymamak nasıl mümkün olur?
- İçsel nesne ilişkilerinin güçlenmesiyle,
- Kişinin kendilik değerini dışsal nesnelere bağlamamayı öğrenmesiyle,
- Eksikliğin kabul edilmesiyle,
- İyi-kötü ayrımının katı olmaktan çıkmasıyla,
- Yani ego kapatisenin güçlenmesiyle mümkün olur.
Bu dönüşüm genellikle tek başına gerçekleşmez; terapi sürecinde, özellikle aktarım ilişkisi içinde yavaş yavaş inşa olur.
Sonuç: İdealize etmek insanidir, idealizasyona ihtiyaç duymamak özgürleştiricidir.
İdealizasyon gelişimsel bir ihtiyaçtır, insan bu dünyada ancak bir şeye tutunarak büyür.
Ama aynı zamanda bir ağırlıktır, çünkü ideal çökerken içimizde büyük bir boşluk bırakır.
Gerçek özgürlük ve gerçek bir ilişki artık ne satın aldığın nesnelere, ne tüketime, ne başarıya, ne ilişkilere “beni tamamlayacak şey sensin” demediğinde başlar.
Sonuç olarak bu soruda neden idealize ederiz sorusuna yanıt aranmıştır ancak bu durum birkaç farklı açıdan da ele alınabileceği için üzerine yazmaya devam edeceğim.
Anahtar kelimeler: neden idealize ederiz ?, idealizasyon, depresif konum, eksiklik duygusu,